Küresel ısınma tahminleri gerçeği ne kadar yansıtıyor?

Küresel ısınma tahminleri gerçeği ne kadar yansıtıyor?

İklim bilimcileri gelecek için pek iyimser açıklamalarda bulunmuyor. Peki küresel ısınma tahminleri gelecekte yaşayacağımız sıcaklıkları kesin şekilde öngörebiliyor mu?

Her geçen yıl iklimsel açıdan yeni bir rekor kırılıyor. 2020, 2016 yılından sonra en sıcak yıl rekorunu tazeledi. 2020’de Dünya’nın ortalama yüzey sıcaklığı, 1850-1900’li yılların 1,25 ° C üzerinde seyretti. Bu artışın büyük ölçüde insan faaliyetlerinden ve sera gazlarından kaynaklandığını hepimiz biliyoruz.

Ortalama yüzey sıcaklığı artışını 1,5 ° C ile sınırlamak iklim değişikliğinin kritik etkilerini kısıtlamak için yardımcı olabilir. Bu kısıtlama, Kasım ayında Glasgow’da gerçekleştirilecek olan 2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26)’da ele alınacak başlıca konulardan biri olarak belirlendi.

2021 Birleşmiş Milletler İklim Konferansı 1-12 Kasım’da Glasgow’da gerçekleşecek.

İlginç olan şu ki, Dünya 1,5 veya 4 ° C ısınsa da küresel ısınma Dünya’nın her yerinde aynı derecede hissedilmeyebilir. İklim modelleri tasarlanarak yapılan araştırmalar, Kuzey Kutbu, orta Brezilya, Akdeniz havzası ve ABD anakarasının küresel ortalamadan çok daha fazla ısınabileceğini gösteriyor.

Peki bu ne anlama geliyor? Küresel ortalama sıcaklık veya bölgesel sıcaklıklar tamamen istatistiksel ve soyut kavramlardır. İklim politikalarını kurgulamak için faydalı olabilir ama aslında hissedilen sıcaklıklar bu verilerden farklı olacaktır. Bunun asıl nedeni ise iklim modellerinde elde edilen sıcaklık tahminlerinin hava istasyonlarının kurulduğu tarımsal veya ormanlık alanlar baz alınarak yapılması. Bu durum iklim modellerinin, şehirde ve kamusal alanlarda hissedeceğimiz sıcaklık farklarını tahmin etmekten uzak olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda şehir hayatı, insanların en yoğun yaşadığı alanlar olmasıyla iklim değişikliğinin günlük hayatta en çok fark edileceği alan olacak.

Küresel ısınmada hissedilen sıcaklık

İklim modellerinin istatistiksel verileri ve gerçek dünya verileri arasındaki boşluğu doldurmak için geçmişte yaşadığımız aşırı sıcak günlere dair kişisel anılarımız işe yarayabilir. Gölgede değil güneş tepedeyken yaşadığınız en sıcak anı hayal edin. Ağustos aylarında 40° C’nin üzerine çıkan öğlen saatlerini hatırladınız mı? Şimdi de içinde bulunduğunuz en sıcak iç mekanı düşünün. Sauna ve hamamları bir kenara bırakırsak, yetersiz havalandırma ve nemli havanın olduğu kapalı alanlar iyi bir örnek olabilir.

İngiltere’de şimdiye dek ölçülen en yüksek sıcaklık 2019 yılında 38,7 ° C olarak bildirildi. Birleşik Krallık’ın meteoroloji servisi UK Met Office’in analizlerine göre, 2060 yılında İngiltere genelinde 4° C’lik bir artış bekleniyor. Bu da İngiltere’nin en sıcak zamanlarında bugünkü Türkiye’nin güneyine benzer bir havanın hissedilebileceğini gösteriyor.

Malesef meteoroloji servislerinin 2060 tahminleri de iklim modellerinin hava istasyonlarından alınan ortalama sıcaklıkları kullanarak yapıldı. Hava istasyonları genellikle çim veya bitki örtüsünün olduğu alanlarda bulunur ve yapay ısı kaynaklarından uzaktır. Şehir merkezleri ise alfalt yüzeyler ve kalabalık yapı yoğunluğu nedeniyle genellikle daha sıcaktır.

İklim modelleri kentsel alanlar için sıcaklıkları simüle etse bile tahminler bir şekilde yanılabilir. Aylık sıcaklık ortalamalarını üretmek için modellerin kullandığı veriler aşırı yüksek veya düşük veriler nedeniyle sapma gösterebilir. Ayrıca kentsel arazinin büyümesi veya değişmesi de yaşanacak sıcaklıkları tahminlerden uzaklaştırabilir. En önemlisi de sokaklar arasındaki karmaşık sıcaklık değişimlerinin henüz tahmin edilemiyor oluşu. Bunların hepsi, en gelişmiş modellerin bile kentsel alanlarda yaşayacağımız muhtemel sıcaklıkların gerçek değerlerini yansıtmadığını gösteriyor.

İklim tahminleri iç mekanlar için ne söylüyor?

Vaktimizin ve hayatımızın çoğunu iç mekanda geçirdiğimizi düşünürsek, iklim değişikliği verilerini gerçek insan deneyimlerine dönüştürmek için iç mekan koşullarını simüle etmemiz gerekir. İç mekanda hissedilen sıcaklığı, nem, havalandırma ve yüzey ısıları gibi faktörlerin yanı sıra insan miktarı ve insan metabolizması gibi diğer faktörleri de göz önünde bulundurmalıyız. Ortamda %30 bağıl nem bulunduğunda 38 ° C’lik bir hava sıcaklığı tehlikelidir, ancak bağıl nem oranı % 80’e çıkarsa öldürücü olabilir. Bunun nedeni yüksek nem miktarının terleme etkinliğini azaltmasıdır ve insan metabolizması terleme olmadan kendini uygun sıcaklıkta tutamaz.

Peki 4° C’lik bir artış bir odanın içindeyken nasıl hissedilir? Ekvatorda, yalıtımsız ve klima olmayan bir odayı düşünelim. Odada yapay soğutma sistemi olmadığı için iç ortam koşulları dış ortamla benzer olacaktır. Dünya genelinde bir milyardan fazla insanın bu koşullarda yaşadığını düşünürsek bu dayanılmaz bir sıcaklık demek. Yalıtım sistemleri ise iç mekan sıcaklığını önlemekte hayat kurtarıcı olabilir.

Son çalışmalar yalıtım sistemleri olan bir odanın dışarısı 4 ° C daha sıcak olsa bile iç ortam sıcaklıklarını gün içinde mevcut seviyelerde tutabileceğini gösteriyor. Ancak bu değişim gece sıcaklıklarını yükseltebilir. Gün içinde bina cephesinde biriken ısı gece sıcaklıklarını arttırabilir. Bu da geceleri de sıcak olan bölgelerde konforsuzluk yaratabilir. İklim tipine göre her bölge ve evde özel uygulamaların yapılması ısı konforsuzluklarının önlenmesi için önemli.

İç mekan konforu konusunda harekete geçilmezse inanılmaz sıcak evlerin sayısı artacaktır. 2050 yılında da insanlığın %68’inin kentsel alanlarda yaşayacağı ve tropik bölgelerdeki nüfusun aşırı nemli sıcağa maruz kalacağı düşünülüyor. İklim değişikliği hakkında bildiklerimizin arttığını sansak bile özellikle iç mekan ve maddi açıdan dezavantajlı toplulukların yaşamında oluşabilecek değişikliklere dair aslında çok az şey biliyoruz.

Merve Şimşek
1996 yılı Muğla doğumlu. Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki mimarlık eğitimini 2020 yılında tamamladı. Eğitimi sırasında mimari ofislerde gerçekleştirdiği staj çalışmalarına ek olarak Natura ve YAPI dergilerinin editör ekibinde yer aldı. Halen Natura Dergi’nin editörlüğünü yürütüyor. Mimari, sanat, edebiyata ek olarak teknoloji ve bilim konularına ilgi duyuyor. İngilizce ve İspanyolca biliyor.