Çalışma algısı değişirken ofislerin sonu mu geldi?

ofis

Pandemi dünyanın dört bir yanında ofisleri boş bırakırken, yazar Catherine Nixey ofislerin geleceği üzerine kaleme aldığı yazıda bu durumu değerlendirdi. 

1822 yılında dünyanın ilk ofislerinde çalışan biri, arkadaşına yazdığı mektupta, “Ne kadar yorucu olduğunu bilmiyorsun. Her gün dur durak bilmeden, günün en sevdiğim saatlerinde dinlenmeksizin burada vakit geçiyorum.” demişti. 

O günden bu güne ofis ortamında ve çalışma düzenlerinde önemli değişiklikler olsa da, yüzyıllar boyu ofis imparatorluğu gücüne güç katmaya devam etti. Profesyonel yaşam üzerinde önemli bir zafer kazanan ofisler, dünyanın dört bir yanında en yüksek binaları doldurmamızı sağladı. Asansörler, binlerce çalışan, klimalar, kimsenin kullanmadığı sebiller… Ancak birkaç aydır bunlar kısa bir süreliğine hayatımızdan çıktı. 

Koronavirüs salgını ortaya çıkmadan önce bile, ofislerin saltanatı biraz sarsılmaya başlamıştı. Artan kiralar, dijitalleşme, esnek çalışma taleplerinin artması nüfusun yavaş yavaş çalışma düzenini değiştirme isteğine sebep oluyordu. Tüm dünyada evden/uzaktan çalışma geçtiğimiz 10 yılda ani bir artış göstermişti. 

Ofislerin tamamen yok olduğunu söylemek için henüz çok erken. Her gün işe gidip gelmekten kurtulmak harika olsa da her günün birbirine benzer oluşu ve nostalji duygularıyla ofis ortamını özlediğimiz de oluyor. 

Yine de nostalji duygusallığının bu durumu gölgelendirmesine izin vermemeliyiz. Ofisler kurulduğu zamandan bu yana her zaman kusurlu mekanlar olmuştur. Verimliliği sağlamak için kurulmuş olmalarına rağmen, tembelliğin kurumsallaşmasına neden oldu. Yöneticiler, çalışanların verimliliğini arttırmaya çalışırken daha katı yöntemler izledikçe çalışanların veriminin daha çok düşmesine neden oldular. Dünyada kurulan ilk ofisler, hükümet veya yarı hükümet organlarına aitti. Bu sebeple ofis yönetimleri adeta devlet yönetir gibi çalışıyordu. İş, yaşamın bir parçası haline geldi ve “boş zaman” kavramı neredeyse kınanan bir terim oldu. 

Ofisler, günümüzün sadece en büyük kısmını değil aynı zamanda en iyi, uyanık ve canlı olduğumuz saatlerini alıyor. Fransız psikanalist Corinne Maier,  2004 yılında yayınladığı kitabında bazı istatistikler sunmuştu. Bu istatistiklere göre çoğu yönetici haftada en az 20 saatini, ömründe ise yaklaşık 5 yılını toplantılarda harcıyor. Ancak çoğumuzun da deneyimlediği üzere toplantılar, çok konuşup az işin yapıldığı ve çoğunlukla zaman kaybı olan etkinlikler. Bunlar için ömrümüzden bu kadar zamanı vermek ister miyiz?

Ofislerin eleştirilmesinin başka bir nedeni de, estetikten uzak tasarımları. Ofis binalarının çoğu mimari olarak kötü tasarımlardan oluşuyor. Halbuki ofisler bizi evimizden ayırmak için estetik olarak da bir neden sunmalı. Bu sebeple mimarlar bir süredir, geleneksel ofis kalıplarını kırmaya çalışıyor. Hem bina tasarımında hem de iç mekanda farklılıklar sunmaya çalışıyorlar. 

Estetik kaygılar dışında ofisler, insan fizyolojisi açısından da zararlı olabiliyor. Günün büyük bir kısmını oturarak geçirmek sırt problemleri, kalp hastalıkları gibi riskleri de beraberinde getiriyor. Ayrıca ofislerde ortam hava sıcaklığı genellikle 40 yaşındaki bir erkeğin metabolizmasına göre ayarlanmıştır. Bu durum ofiste çalışan kadınların üşümesine sebep olur.

Ofislerdeki ataerkil düzen, sadece soğutma sistemlerinde değil, çocuklar konusunda da dikkat çekiyor. Ofislerin çalışanlarının çocuklarını görmezden gelmesi, çalışan kadınlar üzerinde sürekli artan strese sebep oluyor. 

Ofislere dair eleştirilerin yanı sıra, işe gidip gelme durumu, çoğumuza sevinç duygusu da getiriyor. Ofisin sürekli düzenli, kıyafetlerimizin ütülü ve tavırlarımızın profesyonel olduğu bir ortam bize iyi gelebiliyor. Bu yapay bir kılıf olsa da, şu anda dağınık evlerimizde, çocuklarımızla birlikte çalışmaya zorlanırken ofisteki düzenli yaşam iddiasının aslında kurtuluş sunduğunu da anlıyoruz. Böylece tüm kötü yönlerine rağmen ofislerin devam etmesi için de elimizde güçlü sebepler var.

İnsanların ofislere ihtiyacı var. Çevrimiçi platformlar şu anda bizi sosyal olarak birbirimize bağlasa da işle ilgili video toplantıları gerçek toplantılardan bile daha zevksiz. Zoom’da birbirimizin evini ilk kez görme heyecanından sonra maalesef online toplantıların yerini sıkıcılık aldı. İnsanlarla ilişkimizi ve iş yapma yöntemlerimizi sürdürebilmek için fiziksel olarak aynı iş ortamında olmaya mecburuz gibi görünüyor.

Merve Şimşek
Merve Şimşek, 1996 yılı Muğla doğumludur. Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki mimarlık eğitimini 2019 yılında tamamladı. Eğitimi sırasında mimari ofislerde gerçekleştirdiği staj çalışmalarına ek olarak Natura ve YAPI dergilerinin editör ekibinde yer aldı. Halen Natura Dergi’nin editörlüğünü yürütüyor. Mimari, sanat, edebiyata ek olarak teknoloji ve bilim konularına ilgi duyuyor. İngilizce ve İspanyolca biliyor.